December 2010
61 posts
SONUNDA
The Villager’ın Sonbahar klibine kavuşucığız.
O değil de hani bilmiyosanız dinleyin derim, dedim.
Kadın çatladı gülmekten.
Alt katta gülerken yunus-fok karışımı sesler çıkaran biri var. Son 5 dakikadır onu dinliyorum. Daha doğrusu ben ve tüm apartman dinliyoruz.
Sanırım bu ara her şey ters gitmek zorunda.
Fazlasıyla ters.
Valla sıktı her şey. Ama ne biliyim sanırım devam etmek için bu günü geride bırakmalıyım. O yüzden ne diyoruz; if you’ve lost your faith in love and muuusic oooh the end won’t be loong! Because if it’s gone for you then i too may loooose it and that would be wrong.
Bu ara kendimi çok
Salak, saçma, umutsuz, yorgun, kırık, boş, ve gereksiz hissediyorum.
Sadece yanımda birileri varken öylesine gülümsüyorum, onlara katılıyorum. Yalnızken başta saydığım maddeler her yeri sarıyo. Hiç bi şey yapasım yok. Müzik dinlerken bile duymuyorum. Sadece yattığım yerden loş ışığın aydınlattığı beyaz tavana bakıyorum. Bomboş.
Evet bu kadar.
Pişmanlıklar yerine tonla iyi hikayemiz ve konserve ton balığımız var. Ancak...
– Kaçaklar ve Mülteciler / Chuck Palahniuk
The grass was greener
The light was brighter
The taste was sweeter
The nights...
– High Hopes - Pink Floyd
Bazı insanlar var ki
Hepimiz aynı oksijeni tüketsekte bu kişiler dötünden mi soluyo anlayamıyorum. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlardan biridir şu an.
[REC]
Az önce ilk kez bi korku/gerilim türü filmde bildiğin gerildim. (ufak bi AAAAĞĞĞ sesi de oldu hani bi ara şimdi utandım söylemedim say) Kendimi tebrik eder bu anı tarihe geçerim. Yarın da Rec 2 izliyciğim. Bakalım bakalım o nasıl olucak. Lütfen korkmak tırsmak gece uyuyamamak istiyorum. Olmuyör.
O DEĞİL DE BEGOTTEN IZLEMEK LAZIM.
Şu güzelliği sizlerle paylaşmayı borç bilirim. →
Ayrıca So Ist Paris soundtrack’i olur.
Bu gün yine kendimi kötü hissetme hakkımı...
Evden hiç çıkmadım 2 gündür. Bu gün 4 bardak kahve içtim, hiçbişi yiyesim yok. Hep eşofmanlarımlayım. Sadece müzik dinledim. Konuşmadım çok. Elimde 1 litrelik j&bnin son yudumlarıyla dolaşıp sonra da yorganın altına girip film izleyen biriyim şimdi. So Ist Paris izliyorum. Bi ağlayasım var. Ama saçımı toplıycak halim bile yok. Nedensizce hem de. Boşum, salağım. Sadece bakıyorum etrafa....
Adam Brody değil, Seth Cohen mükemmellik...
Küçükken, selpak havlu kağıt alınca içinden küçük...
Sonra bekle bekle yok. Ben napıyım ama reklamda öyleydi!
Müzik, rakı, balık işte. Başka hayat yok, boş.
– Babam
And the breathe i waste, just to fill the space.
– Just Jack - I Talk Too Much
Sevim koş, Şükrü Beyin hayırsız damadı geldi!
– Alkolik Cemil
Bu cidden iyiymiş →
Hatta bayaa bayaaa iyi.
Simdi hava durumu
Olum yok yagmiyo kar falan deli olucam. Yagmur yagmur yagmur yeter lan. Agiz tadiyla suraya bi sarki koyicam yok olmuyo. Hani sirf sarki
İcin istiyorum. Kar olmasi lazim baska turlu olmaz! Millet kardan sıkıldı burda tik yok.
Duraga gittim, otobus bekleme pozisyonumu aldim. Bi ayagimi duvara yasladim. Sonra kulakliklarimi taktim. Muzik basladi. Black, MTV unplugged. Elim cebime gitti, once cakmagi sonra sigarayi cikarip yaktim. Atesin yok oldugu ve ilk dumani disari verdigim anda gozum ona ilisti. Tesaduftur dedim. İkinci nefesi cektim ve muzige geri dondum. Aklim onda. Sanki her nefes aldigimda biraz daha yakin bana....
Hiç bu şekilde dinlediniz mi? →
Exit Music Songs With Radio Heads albümünden. Daha doğrusu indirin dinleyin tüm albümü işte. Neden daha önce söylemediysem..
Transatlanticism
“Hayatım” o’nun ağzından duyduğum en güzel sözcüktü. “Ben de seni” değil. Çünkü yalan olduğunu bilirdim.
“20’den geriye beraber sayalım..” da en kötüsüydü. “Evet” değil. Çünkü saydığımızda o, gitmişti.
Petibör büsküviyi çaya batırırken geriliyorum.
Malum o ince çizgiyi yakalamak gerek. Hani çok yumuşar ve koparsa bardağın derinlikliklerine gömülüşünü izlemek büyük acı. Sonrasında kaşıkla toplama çalışmaları ve çayın süspansiyon duruma geçmesi bi facia..
baharbegum:
Never explain yourself to any one. Because the person who likes you doesn’t need it, and the person who dislikes you won’t believe it.
Evde o kadar çakmak var, poposunda mor ışık olan...
Lazım ya, yok.
Geçen yılda termos bardaktan kahve dökülmüştü
Az önce içinde 5 defter bulunan çantama 1 buçuk litrelik suyun tamamen boşalmasına tanık oldum. O değil ben fark edene kadar o şıp şıp sesi yer gölet olmuş. Defterler dalga şeklini almış, yazılara değinmiyorum bile
YA YOK İZLİYORUM BEN! Niye değiştiriyosun? Ver şu kumandayı!
– Televizyon önünde horlayan babam.
The Big Blue →
Loş ışıkta gece vakti kırmızı şarabınla sadece kendini dinlediğin anlardaki müziktir bu. Trip hop var içinde en güzelinden etnik bi downtempo, soul ya da jazz da dersin hatta çok az da minimal electronica katabilirsin. Yine yağmurlu bi tünel gecesi kokusu. Kalabalığın yalnızlığı. Belki o yüzden ben gibi. Her dinlediğinde, kendini bulduğun yeni bi sen gibi.
The OC etkisi.
Merhaba. Ben eski bölümlerden bazı sahneleri izleyip tam şu an gözlerde yaş moduna geçen insanım. Duygularıma hakim olamıyorum.
Bkz; bu, bu, bu ve bu.
Dışlamayın.
TIME →
Ticking away the moments that make up a dull day Fritter and waste the hours in an offhand way Kicking around on a piece of ground in your home town Waiting for someone or something to show you the way Tired of lying in the sunshine staying home to watch the rain And you are young and life is long and there is time to kill today And then one day you find ten years have got behind you No one told...